Evren Bir Tasarım Ürünü Mü, Yoksa Kozmik Bir Rastlantı Mı?

tarafından yazıldı

(ÖNEMLİ NOT: Bu yazı, Caner Taslaman ve Enis Doko’nun ortaklaşa yazmış oldukları “Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası” adlı kitabın özetidir. Bu yazıyı kitaptan alıntılar oluşturmaktadır.

Son zamanlarda büyük beğeni ile takip ettiğim felsefe profesörü Caner Taslaman’ın Enis Doko ile birlikte yazdığı  “Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası” adlı kitabını okudum.. Her ne kadar kitabın adına bakınca kitabın bir din kitabı olduğu izlenimi edinilse de, kitap aslında tam bir felsefe kitabı. Teist düşünce ile natüralist düşüncenin karşılaştırılması yapılıyor ve sonuç olarak dini inanışların, insanları dogmatik hale getirmesinden ziyade felsefeyi teşvik ettiği özellikle belirtiliyor.

Kitabın yazarları, karşıt görüşlü felsefi düşüncelere (teist düşünce ile natüralizm) yer vererek bazı sonuçlara varıyorlar:

* Evrenin rasyonel bir yapısı vardır,

* Evrenin özellikleri keşfedilebilir,

* Evrenin doğa yasaları evrenseldir,

* Evreni incelemek değerlidir.

Her şeyden önce, evrenin rasyonel, anlaşılır bir yapısı vardır. Dış dünya ile alakalı olguları gözlemsel ve deneysel süreçlerden hareket eden yöntemlerle keşfetmeyi hedefleyen bilimsel faaliyetin en temel ön kabullerinden biri evrenin anlaşılabilir olması, yani yasalara sahip olmasıdır. Bun karşın, evrenin anlaşılabilir olması birçok bilim adamı tarafından sorgulanmadan kabul edilen bir kabuldür ve hatta birçok bilim adamı zihinlerinde böyle bir ön kabul olduğunu fark etmez bile. “Neden kaos ortamı değil de doğa yasaları var” veya “evrenin rasyonel, anlaşılabilir bir yapıda olması nasıl mümkün olmuştur” şeklindeki önemli soruları cevaplamak önemlidir.

  1. yüzyılda, modern bilim ve modern felsefenin başlangıcı olarak kabul edilen Descartes, doğa yasalarını bularak yaratıcının evrene koyduğu yasaları anlayacağına özellikle vurgu yaptı ve “yasa” kelimesini (hukukta yasaların bilinçle konmasını çağrıştırdığı için) bilinçli şekilde tercih etti. Nitekim bazı natüralist felsefeciler “yasa” kelimesinin bu çağrışımından dolayı kullanılmamasını talep etmişlerdir. Fakat teizmin felsefe tarihindeki en ciddi rakibi olan natüralizm açısından evrenin rasyonel, anlaşılır bir yapıda olmasını beklenir kılacak hiçbir unsur gözükmemektedir.

Natüralist açıdan yasalara getirilebilecek yaklaşımlar kabaca iki grupta toplanabilir. Birincisi, “doğa yasalarının düzenliliği” olarak bilinen görüştür. Bu görüşe göre doğa yasaları, evrendeki düzenliliklerden ibarettir. Yasalar, bu düzenliliklerin nedeni olmaktan ziyade bu düzenliliklerin tasviridir. Neden evren düzenliliklerle doludur? Düzenlilik görüşünü savunanlara göre bu sorunun bir cevabı yoktur. Bu düzenliliklerin arkasında derin bir açıklama yoktur, doğa bu şekildedir.Fakat, David Armstrong’un dediği tabiri ile doğadaki düzenliliklerin tesadüf olduğuna inana biri her şeye inanabilir. Doğa yasalarının düzenliliğini savunan felsefeci Norman Swart da kozmik tesadüf probleminin farkındadır ve problemi şu şekilde ifade etmiştir:

“Evrende muhtemelen 1060’dan fazla elektron vardır ve bunların tamamının tam olarak aynı elektrik yüküne sahip olduğunu varsayabiliriz. Her ne kadar aynı sıradaki beş arabanın kırmızı olmasını tesadüf olarak değerlendirmeye hazır olsam da, 1060 cismin tam olarak aynı elektrik yüküne sahip olmasını benzer şekilde tesadüfle açıklayabilir miyim?”

Bunun yanında natüralist, kendi görüşünü biraz esneterek doğa yasalarının tümeller arasında zorunlu ilişkiler olduğunu iddia edebilir. Bu görüşe göre mesela “Bütün demirler iletkendir” düzenliliğinin nedeni, metallik tümeli ile iletkenlik tümeli arasında zorunlu bir ilişki olmasıdır. Demir, metal olma özelliğine sahip olduğu için metallik tümeli de zorunlu olarak iletkenlik tümeliyle ilişkili olduğu için demir zorunlu olarak iletkendir. Peki neden bu tümeller birbirleri ile ilişkilidir? Natüralist paradigma içerisinde bu soruların bir yanıtı yoktur, bu tamamen kozmik bir tesadüftür.

Evrenin bir yaratıcı tarafından tasarlandığına inanan insananlar için ise evrendeki yasaların kozmik bir tesadüf olmadığına inanmalarında şaşılacak bir durum yoktur. Bu dünyanın imtihan alanı olduğu açıklamasıyla varoluşsal birçok soru cevabını bulduğu gibi “eylemlerden sorumlu olunduğu” şeklinde, inananların eylemlerine yön verecekleri çok temel bir bakış açısı da aşılanır. Ahlak ve varoluşsal felsefe gibi alanlarla ilgili bu çok önemli konunun, evrenin rasyonel bir yapısı olması gibi başta fizik olmak üzere doğa bilimleriyle alakalı bir konuyla nasıl ilişkili olduğu birçok kişiye ilk bakışta anlaşılması zor bir konu olarak gözükebilir. Ancak doğa yasalarının olması koşuluyla evren rasyonel bir yapıya sahip olabilir ve böylece eylemlerimizin sonuçlarını anlayabiliriz ve ancak eylemlerimizin sonuçlarını anlıyorsak o eylemden sorumlu olabiliriz.

Şöyle bir örnek düşünün; yüksek bir uçurumun kenarında duran masum bir kişiyi birisi itse, iten kişinin bu eyleminin yanlış olduğuna çok rahat karar veririz. Fakat bir an için doğa yasalarının var olmadığı bir dünya hayal etmeye çalışın: Bu dünyada ileri itilen insanlar bazen geriye doğru geliyor veya yukarı doğru uçuyor olsun; uçurumdan aşağı düşen insanlar bazen zemine çarpınca organları daha dinç oluyor veya düşmekten çok büyük haz alıp hiç zarar görmüyor olsunlar. Böylesi bir ortamda iten kişinin, ileri ittiği kişiye ne olacağını tahmin etmesi mümkün olamadığından bu eyleminden sorumlu olacağı düşünülemez.

Evrenin insan rasyonalitesi tarafından anlaşılır olabilmesi için üç şart gerekmektedir. Birincisi evrenin yapısı rasyonel olmalıdır, ikincisi gerekli zihinsel donanıma sahip olunmalıdır, üçüncüsü evren ve zihin arasındaki uyum sağlanmalıdır. Bir zihin ne kadar hünerli olursa olsun evrende rasyonel bir yapı olmazsa evreni anlayamaz, diğer yandan evrenin yapısı rasyonaliteye uygun olsa da zihnin gerekli donanımı yoksa evrenin anlaşılması yine mümkün değildir. Ayrıca evrenin rasyonaliteye uygunluğu zihnin anlama kapasitesiyle uyumlu olmak zorundadır, zira evren rasyonel bir yapıya sahip olup da onu anlamaya kalkacak zihnin kapasitesinin ulaşamayacağı ölçüde karmaşık olursa anlaşılma işlemi yine mümkün değildir.

Teistlere göre, evrenin rasyonel olduğu, insan zihninin evreni anlayabilecek şekilde tasarlanmış olduğunu düşünmek mantıklıdır. Bu yüzden bir teistin, “zihin evren hakkında doğru bilgilere ulaşabilir” gibi bilim açısından önemli bir ön kabule sahip olmasında bir sorun yoktur. 17. yüzyıl bilimsel devriminin en önemli isimlerinden biri olan Galile, insan zihninin evreni anlama kapasitesini insan zihnini tanrının yarattığının bir delili olarak görmüştür. Nitekim,  Kepler şu sözleri sarfetmiştir: “Evrendeki her şeyi belli bir niceliğe bağlı olarak kuran yaratıcı, aynı zamanda insan zihnine bu yapıyı anlayacak özellikleri vermiştir”. Ne var ki, her teist gelenekte akla önem verilmediğini ve evreni anlamaya davetin olmadığını da tespit etmek önemlidir. Hatta birçok teist gelenekte akla önem vermek iman zafiyeti olarak değerlendirilmiş, aklın aşağılanması temel öğreti olarak benimsenmiştir.

Teizmin düşünce tarihindeki en önemli alternatifi maddi doğa dışında başka hiçbir varlık kabul etmeyen natüralizmdir ve günümüzün etkili yeni-ateistleri (new-atheists) de natüralisttir. Burada şu soruyu sormak önemlidir; bir natüralist zihninin doğruya ulaşabileceğini düşünmekte rasyonel bir zemine sahip midir? Darwin, daha aşağı hayvanlardan evrimleşen insan zihninin kanaatlerine güvenilip güvenilmeyeceğine dair “korkunç şüphenin” (horrible doubt) kendisinde sıkça göründüğünü ifade etmiştir. Ünlü natüralist evrimci biyolog Haldane ise şu sözleriyle natüralist paradigma içerisinde zihne güven duymanın zorluklarını itiraf etmektedir: “Eğer zihinsel süreçlerim tamamen beynimdeki atomların hareketleri tarafından belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymam için hiçbir gerekçe yoktur… ve dolayısıyla beynimin atomlardan oluştuğunu varsaymak için de hiçbir gerekçem yoktur.”

Plantinga, Richard Dawkins gibi ünlü ateistlerin sandıklarının tersine evrim görüşüyle natüralizmin uzlaşamayacağını göstermeye çalışmıştır. Buna karşın teizmle evrim teorisinin uzlaşmasında böylesi bir sorun yoktur. Plantinga, natüralist-ateist evrim anlayışına göre “güvenilir zihinsel yeteneklere” sahip olmamızın beklenmemesi gerektiğini söyler. Çünkü bu anlayışa göre evrimin mekanizmalarının sadece uyum sağlayanı, yaşayabileni ve üreyebileni seçmesi beklenir; fakat doğru bilgiyi elde eden güvenilir zihinsel yetenekleri seçmesi için bir neden yoktur. Diğer yandan bir teist, yaratıcının insanları, Kendisi’ni bilebilecek ve sanatını takdir edebilecek şekilde yarattığını -evrim aracılığıyla veya evrimsiz- düşündüğü için, akıl yürütme süreçlerimizle doğru bilgilere ulaşabilecek olmamızı beklenir kılacak bir paradigmaya sahiptir. Materyalist-ateist bir evrim anlayışını savunanlar ise akıl yürütme süreçlerimize güvenilebileceğini iddia edecek bir temel bulamayacakları için evrimin doğruluğu dâhil herhangi bir doğruluk iddiasında bulunamazlar. Plantinga bu yaklaşımıyla, natüralist bir yaklaşımla beraber evrim teorisinin savunulmasının -birçok kişinin hiç beklemediği şekilde- “kendini çürüten” (self defeating) bir yaklaşım olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Plantinga’nın bu yaklaşımına en çok itiraz, doğru inancın yaşamayı ve genleri aktarmayı daha muhtemel kılacağı, bu yüzden doğal seleksiyonun doğru inançları seçtiği şeklinde yapılmıştır. Fakat materyalist açıdan olaya bakarsak, davranışlarımıza sebep olan beynimizdeki nöronal yapılardır. Bu nöronal yapılar davranışlara sebep olurken biyo-kimyasal yapıları sebebiyle bu davranışlara sebep olurlar, zihindeki düşüncenin içeriği (bu içeriğin doğru mu yanlış mı olduğu) burada önemsizdir. Bambaşka bir zihinsel içeriğin aynı biyo-kimyasal yapıya karşılık geldiğini farz edelim; o da aynı davranışa sebep olacaktır, çünkü davranışa sebep olan biyo-kimyasal yapı, sahip olduğu içerik doğru veya yanlış bir bilgiye karşılık gelip gelmediğinden bağımsız olarak etkide bulunmaktadır. Bir aslandan kaçan bir geyiği ele alalım; bu geyiği hayatta tutan aslandan kaçmasıdır, aslandan kaçarken eğer kaçamazsa aslanın kendisini yiyeceğini doğru bir şekilde bilip bilmediği önemsizdir. Örneğin, geyik aslanın kokusunu alınca burnu bu kokudan rahatsız olmaması için kaçması gerektiğini düşünüp koku kaynağından uzaklaşıyorsa veya burnu düşecek zannedip koku kaynağından uzaklaşıyorsa veya bunu bir koşu yarışı olarak düşünüp kaçıyorsa…Bunlar ve benzeri birçok senaryo, aynı davranışa sebep olduğu için geyiğin yaşamasını ve genlerini sonraki nesillere aktarmasını destekler. Sonuçta doğru tek bir düşünceye karşı yanlış düşünce kümesi çok geniştir, canlının yaşamını sürdürmesini ve genlerini aktarmasını destekleyen herhangi biri ise aynı işlevi görmeye yeterlidir. Natüralist evrim anlatımında doğru bilginin seçimini gerekli kılacak veya insan zihni için farklı bir perspektif açacak hiçbir unsur yoktur. Natüralist-ateist paradigmaya göre doğal seleksiyon süreci her canlı için doğru bilgiyi değil yaşatan biyo-kimyasal yapıyı seçecek şekilde işler. Akıl yürütme faaliyetinin tesadüfi bir doğal seleksiyon süreciyle oluştuğunu savunan bir natüralist, sıradan akıl yürütme faaliyetinin güvenilirliğini bile savunamaz duruma gelecektir. Fakat o zaman, felsefi ve bilimsel üst seviyede bir akıl yürütmeyle ilgili olan natüralizmin ve evrim teorisinin doğruluğunu da savunamaz.

Bir hesap makinesi hesap yapmak için yapılmışsa mı o hesap makinesine daha çok güvenilir yoksa rastgele süreçlerle oluşan bir makineye mi hesap yapmakta daha çok güvenilir? Aynı şekilde Kuran’ın ortaya koyduğu teizmde (ve diğer benzeri teist görüşlerde) akıl, gerekli doğru bilgilere ulaşabilecek şekilde yaratıldığı için aklın doğru bilgilere ulaşma kapasitesi olduğunu beklemenin ve bilimsel faaliyeti bu ön kabulle gerçekleştirmenin rasyonel bir temeli vardır. Fakat natüralist paradigmaya göre zihnin yetenekleri dünyada yaşayabilmek için var olmuştur; zihnin var oluş sebebi yaşamayı sağlamak ve genleri aktarmaktır, yoksa doğru bilgiye ulaşmak değildir.

Bilimin en önemli ön kabullerinden biri içinde bulunduğumuz evrendeki süreçleri tarif eden doğa yasalarının zaman ve mekânda evrensel olduğudur. Evrendeki süreçleri belirleyen doğa yasalarının zamanda evrensel olduğuna dair ön kabulümüz olmasa ne geçmişe ne de geleceğe yönelik bilimsel öngörüler yapabiliriz. Özellikle geçmiş süreçlerle ilgilenen jeoloji ve kozmoloji gibi bilim dallarının güvenilirliği, doğa yasalarının geçmişte de aynı derecede geçerli olmasına bağlıdır. Aslında bilim dalları açısından bu kadar önemli olan doğa yasalarının evrenselliği güncel hayatımızı sürdürmemiz ve eylemlerimizin sonuçlarını bilmemiz açısından da şarttır. Eğer suyu içmemizin hayatımız için şart olmasını sağlayan biyoloji yasası değişseydi veya yüksek bir yerden atladığımızda aşağı düşmemizi sağlayan çekim gücü yasası değişseydi dünyada yaptığımız eylemlerin sonuçlarını bilmemiz, hatta normal bir hayat sürmemiz bile mümkün olmazdı.

Natüralist paradigma içerisinde devamlı hareket halinde olan bir evrende mekân ve zamanda değişmeyen yasalar beklemek için hiçbir sebep gözükmemektedir. Fizikçi Paul Davies bu durumu şu şekilde özetlemektedir: “Yıllar boyunca sık sık fizikçi meslektaşlarıma neden fizik yasaları oldukları gibidir diye sorarım… En sık verilen cevap şöyledir; oldukları gibi olmaları için hiçbir gerekçe yoktur, onlar sadece varlar.”

Yukarıda bir natüralistin doğa yasalarına muhtemel iki yaklaşımından bahsetmiştik. Eğer doğa yasaları birinci yaklaşım olan düzenlilik görüşündeki gibi doğadaki düzenliliklerden ibaretse ve bu düzenlilikler kozmik bir tesadüfse, o zaman bu düzenliliklerin gelecekte de devam edeceğini, ya da evrenin gözlemleyemediğimiz kısımlarında da var olduğunu düşünmemiz için hiçbir neden olamaz. Bunu daha iyi anlamak için basit bir örnek verelim: Bir ülkeyi ziyaret ettiğimizi düşünelim, oradaki bir şehirde gördüğümüz yüze yakın taksinin tamamının maviye boyandığını gördüğümüzü varsayalım. Bu gözlemimizden hareketle gelecekte göreceğimiz ya da diğer şehirlerde göreceğimiz taksilerin rengi hakkında ne söyleyebiliriz? Eğer taksilerin mavi olmasının bir açıklaması varsa ve bu açıklamanın tüm ülke için geçerli olduğunu öğrenirsek o zaman gelecekte de bu ülkede göreceğimiz taksilerin mavi olacağını varsayabiliriz. Ancak bir an için taksilerin mavi olmasının arkasında bir açıklama olmadığını, bunun çok büyük bir tesadüf olduğunu varsayalım. Bu bilgi ışığında taksilerin rengini değerlendirdiğimizde başka şehirlerde ya da gelecekte bu şehirde göreceğimiz bütün taksilerin mavi olacağını iddia edemeyiz. Çünkü taksilerin renginin rastgele bir şekilde böyle olduğunu varsaydıktan sonra böyle bir iddiada bulunmak için hiçbir zeminimiz kalmaz. Taksilerin mavi olduğunu gözlemeye devam etsek bile bu da bir tesadüf olacaktır. Taksi örneğimizdeki gibi eğer doğada gözlemlediğimiz düzenlilikler büyük kozmik tesadüflerse, o zaman doğadaki düzenliliklerin evrensel olduğunu; gelecekte de bu düzenliliklerin bu şekilde kalacağını veya geçmişte de bu şekilde olduklarını veya bambaşka uzayın bölgelerinde de aynı şekilde geçerli olduklarını düşünmemiz için hiçbir sebep yoktur. Dolayısı ile doğa yasalarının düzenliliği görüşünde doğa yasalarının evrenselliği şaşırtıcı bir tesadüften başka bir şey değildir, evrensellikle ilgili beklenti yersizdir.

Natüralistin ikinci yaklaşımı olan doğa yasalarının tümeller arası zorunlu ilişkiler olduğu iddiası altında da yasaların evrensel olması yukarıdaki kadar şaşırtıcıdır. “A tümeli ile B tümeli arasında sonsuza kadar zorunlu ilişki olacaktır” önermesi ile “A tümeli ile B tümeli arasında t zamanına kadar zorunlu ilişki olacaktır” önermesi, geçmiş gözlemlerimizi eşit derecede doğru açıklamaktadır. Ancak ikinci önerme doğruysa, bu tümellerin tarif ettiği yasa evrensel değildir, gelecekte bir t zamanında bu yasa geçersiz olacaktır. Naturalist bakış açısında birinci önermeyi ikinci önermeye tercih etmek için hiçbir gerekçe yoktur. Daha da kötüsü t zamanı sonsuz sayıda farklı sayısal değer alabileceği ve natüralistin ilk önermeyi ikincinin herhangi bir alt kümesine (mesela t=10 milenyum sonra) tercih etmek için hiçbir sebep sunamamasından ötürü, ikinci önerme ilk önermeye kıyasla sonsuz defa daha olasıdır! Dolayısı ile böylesi bir natüralizm bakış açısı altında doğa yasalarının evrensel olmasının beklentisi rasyonel bir zemin bulamaz, tersine doğa yasalarının ilerde bir gün geçersiz olmasının beklentisinin daha yüksek olmasının gerektiği bile söylenebilir. Sonuç olarak natüralist ister doğa yasalarını düzenliliklerin bir tasviri olarak görsün, isterse onları tümeller arası zorunlu ilişkiler olarak görsün, yasaların evrensel olmasını beklemesi için hiçbir rasyonel nedeni yoktur.

Örneğin, Kuran’ın ortaya koyduğu teizmin paradigması içerisinde doğa yasalarının evrensel olması gerektiği beklentisini oluşturan nedenlerden biri, bu dünyanın bir imtihan alanı olmasıdır. İmtihanın adil ve anlamlı olabilmesi için kişilerin davranışlarının sonuçlarını öngörebilmeleri gerekmektedir. Böyle bir şey de ancak doğa yasaları evrensel ise gerçekleşebilir. Mesela yaşlı bir adama yardım etmek gayesiyle su verildiğini düşünelim, eğer biyokimya yasaları bir anda değişir ve su zehirli hale gelirse, yardım amacı ile yapılan bu davranış kişinin ölümü ile sonuçlanır. Böyle bir evrende, kişilerin davranışlarının sonuçlarını bilemeyeceklerinden dolayı imtihan anlamını kaybedecektir. Dolayısı ile Kuran’ın anlattığı şekilde bir imtihan dünyasında olmamız, bilim yaparken zihinlerde mevcut bir ön kabul olan doğa yasalarının evrensel olmasını gerektirmektedir.

Sonuç olarak, günümüzdeki yanlış inanışların aksine, teist düşünceler, dogmatik olmaktan ziyade evrenin rasyonel ve keşfedilebilir olmasının ne derecede önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

ÖNEMLİ NOT: Bu yazı, Caner Taslaman ve Enis Doko’nun ortaklaşa yazmış oldukları “Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası” adlı kitabın özetidir. Bu yazıyı kitaptan alıntılar oluşturmaktadır.

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s