Homo Deus Kitabı ve İtirazlarım

tarafından yazıldı

Son dönemlerde çok popüler olan kitaplardan birisi de yazarı Yuval Noah Harari olan Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi kitabı. Üç kısımdan oluşan kitabın ana konusu insanlığın diğer canlılara üstünlük kurarak dünyayı fethetmesi ve insanlığı gelecekte bekleyen meseleler.

Kitabı okurken “işte tam olarak böyle” dediğim kısımlar olduğu gibi beni hayal kırıklığına uğratan ve hatta bazen çarpıtma olarak bile değerlendirdiğim kısımlar da oldu. Yazarın bazen kendime soru sormamı teşvik eden varsayımları ise benim bu kitabı bir solukta okumama teşvik eden en önemli unsur oldu diyebilirim.

Kitabın ilk kısmındaki ifadelere göre insanoğlu etkileri halen daha devam etse de tarihteki şu çok büyük problemleri aşmıştır: Kıtlık, salgın hastalıklar ve savaşlar. Bu iddiayı kuvvetlendirecek birçok tatmin edici rakamsal bilgiler kitapta verilmiş. Gerçekten de, her ne kadar problemler devam ediyorsa da, insanların eskiden bugün çok kolay bir şekilde tedavi edilebilen hastalıklardan öldüğü ve kıtlık çeken insan sayısının geçmişte daha yüksek olduğu bir gerçek. Bu problemleri aşan insanlığın iki büyük projesi var: Ölümsüzlük ve mutluluğa giden yolu bulmak. İşte tam bu noktada, yazarın bilimsel gerçeklerin bir düşünce mühendisliğine maruz bırakmasının izlerine rastlanıyor.

Evrim teorileri, günümüzde daha fazla tartışma konusu olmuştur ve ne yazık ki çift taraflı bir ön yargılı ve hatta çarpıtıcı ifadeler “gerçeğin arayışına” darbe vurmaktadır. İnsanların genel olarak anlayamadığı (konunun uzmanları tarafından ise bazen anlaşılmak  istenmeyen) bazı ayrımlar önemlidir. Evrim teorisinin bilimsel olarak değerlendirilmesi ile bir dini mesele olarak değerlendirilmesi çok farklı şeylerdir. Ortaçağ’dan beri dini kurumların bu konudaki bilimsel çalışmaları agresif bir şekilde etkilemesi ile evrim teorisi hakkında fikir beyan eden bazı kişilerin evrim teorisine inanıp inanmama ile bir dine inanıp inanmamayı bir ortak mesele haline getirmesi arasında bir fark görmüyorum. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki bu çarpıtmanın birçok örneğine bu kitapta rastladım.

Aşağıda kitaptan bazı alıntıları ve yorumlarımı paylaştım:

“Lakin Darwin ruhlarımızı elimizden aldı. Evrim teorisi yeterince kavrandığında ruhun olmadığı gerçeğini kabullenmek kaçınılmazdır.”

Darwin’in ruhları elimizden alabilmesi için onun ortaya sunduğu teorinin “Tanrı vardır” anlayışı ile çelişmesi gerekir. Oysaki, kendisi evrim teorisini açıklamış olduğu Türlerin Kökeni kitabında evrimi Tanrı’nın kudreti olarak göstermiştir. Kendisi bu şekilde açıklamamış olsaydı bile evrime inanan bir kişinin aynı zamanda ruhun varlığına inanan bir dindar kişi olması da mümkündür. Bunun örnekleri tarihte çok vardır. Diğer bir önemli not, evrim fikrini ortaya atan ilk ve tek kişi Darwin değildir. Onun haricinde Lamarck’ da bu konuda önemli yer tutar ve evrimsel gelişimi farklı olarak ele alır. 

“Dindar bir Hıristiyan ya da Müslüman biri için olduğu kadar, laik ve herhangi bir inanç  sistemine dahil olmayanlar için de ölümden sonra baki kalacak sonsuz bir öz fikrinden vazgeçmek oldukça korkutucu olsa gerek.” 

“İnsanlar yok olmaktan korktukları için ölümden sonra ikinci bir hayata inanırlar” fikri ile ilk defa karşılaşmadım. Evet, doğrudur, sadece ikinci bir hayatın olduğu hissiyatı kendilerini iyi hissettirdiği için bir dine inanan insanlar olabilir, vardır da. Fakat, bunu tek gerçek kabul etmemiz mümkün değildir. Çünkü;

*İnancı olmayan ama ölümden korkan insanların (bu insanlar neden inanmaya meyilli değiller),

*İnancı olmayan ama ölümden korkmayan insanların (demek ki ölümden korkmayan insanlar sadece   dinin mensupları değil), ve

*Bir inanca sahip olduktan sonra ikinci bir hayatın varlığına inanan insanların (ölümden korkusundan bağımsız bir şekilde Tanrının varlığına inanan insanlar)  vardır.

“Tarih büyük çaplı işbirliğinin önemini gösteren pek çok örnekle doludur. Sadece Homo sapiensle diğer hayvanlar arasında değil farklı insan gruplarının çatışmalarında da zafer hep daha iyi işbirliği yapanındır. Roma, Yunanistan’ı büyük beyinlere sahip olduğu ya da yüksek alet yapabilme kapasitesi sayesinde değil işbirliği becerisiyle fethetmiştir. Tarih boyunca disiplinli ordular nizamsız kalabalıkları kolaylıkla ezmiş, müttefikler dağınık kitleleri kontrol altına almıştır.”


“Sapiensin dünyaya hükmedebilmesinin sebebi kalabalık topluluklarla esnek işbirliği yapabilmesiyse bunun insanevladının kutsallığına duyduğumuz inancı gölgelemesi gerekir.”


İnsanlığın diğer canlılardan daha iyi bir durumda olmasında işbirliği faktörünün önemi reddedilemez. Fakat, bunun en büyük faktör olduğunu düşünmüyorum. Günümüz dünyasında işbirliği diğer canlılara göre çok fazla olan bazı hayvanlar bu dünyada on binlerce yıl var olmalarına rağmen diğerlerine karşı üstünlük kuramadılar. Ayrıca, işbirliğinden kasıtın ne olduğu da malum. İnsanlığın savaş tarihinin barış tarihinden çok daha uzun olduğu bilinen bir gerçek. Tarih boyunca disiplinli orduların nizamsız kalabalıkları kolayca ezmesi konusuna gelince, gayrinizami harp metoduna mağlup olan dünyanın süper güçlerini hatırlamak yeterli olacaktır.

İnsanlığın diğer canlılar üzerinde üstünlük sağlamalarında en önemli faktör akıldır. İster bunun bir ilahi hediye olduğuna inanırsınız, ister sadece biyolojik bir durum olduğuna inanırsınız ama insanları bu konuma gelmesinde aklın varlığı işbirliğinin öneminden daha fazladır.

“Tanrı, iman edenlere elbette yardım edecektir denir. Bu söz dolaylı yoldan Tanrı’yı inkar eder; ne var ki tanrıya duyduğumuz inanç, kendimiz için bir şeyler yapmamızı sağlarsa, o zaman faydası dokunur. Tanrı’nın aksine, antibiyotikler kendilerine iman etmeyenlere de fayda sağlar. Antibiyotiklere inansanız da inanmasanız da enfeksiyonlarınızı onlar iyileştirecektir.”

Tanrının var olduğunun iddiası sadece semavi dinlerin bir iddiası değildir. Örneğin, Tanrının da bu evren içerisinde var olduğunu iddia eden felsefi görüşler bile olmuştur. Semavi dinleri baz aldığınızda ise hangi dini referans aldığınız da önemlidir, çünkü üç din arasında benzerlikler olsa da büyük farklar da vardır. Bir dini referans aldığınızda ise dini kaynakların neler olduğunu değerlendirmeniz gerekir. Yukarıdaki açıklama dini hurafelere verilen bir cevap olabilse de, Tanrı tarafından işleyişine bırakılmış doğa yasaları çerçevesinde antibiyotiğin tedavide kullanılabiliyor olması düşüncesine hiçbir cevap niteliği taşımamaktadır.

“Bilimsel bilgilerimiz ışığında söyleyebileceğimiz tek şey, evrenin hengameden ibaret ama hiçbir anlam taşımayan amaçsız bir süreç olduğudur.”


Kitaptaki en büyük hayal kırıklığı yaratıcı cümle kesinlikle buydu. Hayatın bir anlam taşıyıp taşımaması bir felsefi konudur ve bilimsel bir sonuç olamaz. Big Bang, kuantum ve izafiyet teorisi gibi bilimsel çalışmalar neticesinde bir çok bilimsel sonuçlara ya da ihtimallere ulaşabilirsiniz ama bunların keşfinden sonra hayatın anlamanın olup olmadığına bilimsel bir cevap bulamazsınız.

Tanrının var olup olmaması ve evreni yaratmış olup olmaması temel felsefi konulardan birisidir. Örneğin, evrenin anlamlı olup olmadığı tartışması sadece bir dine ya da hurafeye karşı yapılan eleştirilerden yola çıkarak cevaplandırılamaz. Bu sorunun cevabı sadece semavi dinleri de kapsamamaktadır. Richard Dawkins’i okuduğumda da çok genel bir şekilde karşılaştığım şey, kendinin, din adamlarının söylem ve iddialarından, bunların beraberinde getirmiş olduğu hurafelerden ve bu hurafelerin neden olduğu toplumsal geri kalmışlıktan yola çıkarak evrenin bir tasarım ürünü olmadığı sonucuna varmasıydı. Din ve bilimin farklı alanlar olduğunu iddia eden bilim adamlarının (ki bence de aralarındaki etkileşime rağmen alanları kesinlikle farklı) din ile bilimin çatıştığını iddia etmesi de ayrı bir çelişkili düşünce. Tanrı neden insanlığın yaratılışını evrim gibi bir nedenselliğe bağlamamış olsun ki? Yüzlerce sene önce bir var olan bu düşünceye rağmen evrim teorisi gibi bir konusunun “Tanrı var” ya da “Tanrı yok” gibi bir konuya indirgenmesinin bilime verdiği zarar Orta Çağ kiliselerinin verdiği zarardan bir farkı olmadığını düşünüyorum.

“Bugünse kozmik bir tasarıya inanmaya devam edenler, küresel düzen karşısındaki en tehditkar unsurlardır. Allah’tan korkan Suriye, seküler Hollanda’dan çok daha şiddet dolu.”


Sekülerlik, inançlı olup olmamakla alakalı değildir. Sekülerlik, farklı inancı olan kişilerin bu inançlarından dolayı haklarından mahrum olmamasıdır.  İnançlı kişilerin tehditkar unsur olarak değerlendirilmesi ayrıca kabul edilemeyecek bir cümle. Yazar, küresel düzenin barış ile eş değer olduğu sonucuna nasıl vardığı ise aklımdaki diğer bir soru. Son olarak, insanlık tarihinde büyük savaşlara taraf olan seküler toplum ile savaşlar ile ismi hiç anılmayan dindar toplum örnekleriyle dolu olduğu aşikardır.

“Rahipler, hahamlar ve imamlar 20. yüzyılda antibiyotikler, bilgisayarlar ve feminizmle aynı kefeye konulabilecek ne buldular?”


Din ile bilim farklı şeylerdir. Büyük bilimsel buluşlara imza atan bilim insanları arasında dindar olanlar da vardır, dini bir inancı olmayan insanlar da. Bir dine inanmak hayatı nasıl anlamlan

dırıldığı ile ilgilidir. Fizik yasalarını bir kozmik tasarım olarak görmek ile tamamen bir rastlantısal bir durum olarak görmek fiziğin kurallarında bir değişiklik meydana getirmez.

“Nasıl ki Hıristiyanlık Darwin Türlerin Kökeni’ni yayımladığı gün yok olmadıysa liberalizm de biliminsanları bireylerin özgür iradeye sahip olmadığı  sonucuna vardığında ortadan kalkmayacak.”


Evrim teorisi sadece Darwin’in teorisinden ibaret değildir. Ayrıca hiçbir evrim teorisi “Tanrı yoktur” sonucuna varmamaktadır. Daha önce de ifade ettiğim gibi Türlerin Kökeni kitabının sonuç bölümünde insanların evrimleşmesini bir Tanrı kudreti olarak değerlendirme söz konusudur. Aksini iddia etmek felsefi bir iddianın bilimsel bir gerçeklik gibi sunularak bir gerçeğin saptırılmasından başka bir anlamı yoktur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s