Türkiye ve Güvenlik Bilimleri Eğitimi

tarafından yazıldı

Hangi ülkenin gündemini takip ederseniz edin, göze çarpacak ilk şeylerden biri güvenlik bunalımları olacaktır. Bu güvenlik bunalımı nefret suçları, çocuk istismarı, çetecilik gibi kamu güvenliğini tehdit eden unsurları ve yabancı kaynaklı terör suçları, kaçakçılık, ulusal güvenlik stratejilerindeki noksanlıklar gibi uluslararası güvenlik unsurlarını kapsamaktadır. Ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri beraber yürütülmediği sürece başarı sağlamanın mümkün olmadığı aşikardır.

Yukarıda bahsetmiş olduğum konulardan en çok acı çeken ülkelerden birisi ne yazık ki Türkiye. Türkiye’nin huzurlu olduğunu hiç hatırlamam. Her şeyin daha iyi olacağına olan inancım her zaman vardı ve halen daha var; fakat sadece ülkemizin sadece ulusal güvenlik problemleri ile değil, aynı zamanda kadın cinayetleri, çocuk istismarı, finansal suçlar, nefret suçları gibi iç meselelerde de durumu her geçen gün daha kötüleşiyor. Gazete köşelerinde her gün bir yol kavgası ya da sevgili kavgasının cinayete nasıl dönüştüğü ile ilgili haberlere denk gelmek mümkün. Şurası bir gerçek: Ülke olarak güvenlik yönetiminde başarısız olduk ve bunun bedelini ödüyoruz.

Güvenlik sıkıntılarını bu derecede ensemizde hissettiğimizde, en azından benim izlenimime göre, tekrar ettiğimiz iki önemli hatamız var. Bunlardan ilki bununla yaşamaya alışmak. Evet, korkularımıza mağlup olmamalı, cesaret sahibi bir topluluk iradesi ortaya koymamız gerekiyor fakat bu irade güvenlik problemlerimizle yaşamaya alışmak demek değildir. İkincisi ise, bu meselelerin askeri ve polisiye tedbirlerden çok daha büyük çaplı bir mücadeleyi gerekli kıldığına toplum olarak inanmamız fakat yine de pratikte bu meselelere çözüm arayışımız genel olarak ihbar ya da bir olay sonrası güvenlik güçlerinin müdahalesi olarak kendini göstermektedir. Mevzuatlarımızda önleyici hizmet mekanizması var fakat bu da çok iyi işlemiyor. Bahsettiğim bu ikinci hatamızın en belirgin örneklerinden birisi de bunca problemlerimize rağmen güvenlik bilimlerinde eğitim imkanları sunan yüksek eğitim birimlerimizin olmaması.

Aslında, askeri okullarda ve polis akademisinde güvenlik bilimleri enstitüleri bulunmakta. Fakat buralarda eğitim gören sivil sayısı oldukça düşük. Oysa ki daha önce de belirttiğim gibi bu konularda mücadelenin sadece bir boyutu güvenlik personelleri ile ilgili. Ayrıca, yeterli düzeyde sivil öğrencinin bu kurumlarda eğitim görüyor olsaydı bile böylesine önemli bir konunun sadece bir ya da birkaç eğitim kurumunun insiyatifine ve kalitesine endekslemek ne kadar makuldur? Dahası, bu kurumlarda eğiticilerin ve eğitim görenlerin kanun önündeki statüleri gereğince güvenlik bilimlerini ilgilendiren her konuda özgürce çalışmalar yapabileceklerini beklemek oldukça zor değil midir? Düşünsenize bir yüzbaşının Türkiye’nin güvenlik politikalarını eleştiren ve çözüm önerileri sunan bir tez yazdığını?

Türkiye’nin gerek iç gerekse de ulusal güvenlik problemlerinin üstesinden gelebilmesi için yapması gerekenlerden birisi üniversiteler bünyesinde uluslararası güvenlik, bilişim güvenliği, sınır güvenliği, suç araştırmaları,  finansal suçlar gibi alanlarda eğitim veren güvenlik bilimleri enstitülerinin kurulmasının şart olduğunu düşünüyorum. Böylece hem bu alanlarda daha fazla ve toplumun çeşitli kesimlerinden insan gücü yetiştirebilir ve oldukça önemli araştırmalar ortaya çıkarabiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s