Kudüs İzlenimlerim

tarafından yazıldı

Arkamda surlarla çevrili gördüğünüz yer eski Kudüs. Küçük ama hiçbir zaman paylaşılamayan bir eski şehir. Hz. Davud’un muazzam krallığının kurulduğu, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği tapınağın bulunduğu; Selahattin Eyyüb’inin Haçlılardan aldığı ama daha sonra Haçlılarca tekrardan işgal edilen; Tapınak Şovalyeleri’ nin hala izlerinin görüldüğü, Yavuz Sultan Selim’in işgal ettiği, Osmanlı’nın tam 400 sene hükmettiği ama sonrasında acı hatırlarla İngilizlere terk edilen topraklar… Hz. İsa’nın doğduğu, öldüğü; Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği, müslümanların ilk kıblesinin olduğu yer… İlk insanın yaratıldığı, Mesih’in tekrardan geleceği, kıyamette sorgulamanın yapılacağı yer… Bırakın detaylarına girmeyi, sıralamakla bile bitmez. (Bu arada, yukarıdaki dini bilgileri her inancın kendisine göre yazdım. Kıyamet, yaratılış, peygamber yaşantıları gibi konularda üç dünün birbirinden farklı düşünceleri var. Hatta İsa’nın tekrardan dünyaya gelmesi ve Hz. Muhammed’in miraca yükselmesi gibi konularda müslümanlarda bile farklı inanışlar var. Ben sadece Kudüs’ün her üç din için de ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmak istedim.)

Bu yazımda, aylardır yazmayı istediğim ama vakit bulamadığım Kudüs anılarımı paylaşacağım. Kudüs’te neler yapılır? Bu yazımda bu sorunun cevabını vermeyeceğim. Çünkü bunun için sayfalar yetmez ve ayrıca internette uluslararası düzeyde şehir rehberlerini bulmak mümkün. Ben daha çok izlenimlerimi, duygularımı paylaşacağım. Bundan sonra bir yazı daha yazıp şehirdeki bazı önemli yerlere vurgu yapacağım fakat bu da tam bir rehber olmayacak.

Eğer Kudüs’e gitmeyi planlıyorsanız üç önemli tavsiyem var. Birincisi, oraya gitmeden önce muhakkak oranın siyasi ve dini tarihi hakkında bir şeyler okuyun. İkincisi, eski Kudüs’ü gezdikten sonra modern şehri dolaşmaya başlayın. Modern kısımları akşam da dolaşabilirsiniz. Üçüncüsü ise, programınızı sadece müslümanlığı ilgilendiren yerlerle sınırlı tutmayın. Bazı tur programlarında bu hata yapılıyor ne yazık ki. Ayrıca, semavi dinleri birbirinden ayırmak mümkün değil. Biri için kutsal olan şey diğerleri için de kutsal olabiliyor. Şunu da eklemeliyim, herhangi bir dini inancınız yoksa bile Kudüs’ü ziyaret etmelisiniz. Burası muazzam bir yer.

Kudüs’e gitmeyi hep çok istemiş olsam da, oraya gitme kararım çok hızlı oldu. Bir kafede otururken kardeşimle sadece 15-20 dakika içerisinde gitme kararı verdik ve İsrail Havayolları’ndan bilet aldık. Kudüs’te ne yazık ki sadece 5 gün kalabilecektik ama yine de heyecanlıydık. Çünkü gideceğimiz zaman hem hristiyanlar hem de yahudiler için bayram olan haftaya denk geliyordu.

Avusturya vatandaşı olduğumuz için vize almamıza gerek yoktu ama uçağa binmeden önce yoğun bir güvenlik sorgulaması yaptılar. Bunda kökenimiz etkili olmuş olabilir ama yine de kaba olmadıklarını ve soruların kibarca sorulduğunu belirtmeliyim. Yahudiler için bayram olduğundan dolayı Viyana’dan Kudüs’e uçuşlarda bir yoğunluk vardı. Bizim bindiğimiz uçaktaki yolcuların çok büyük çoğunluğu yahudiydi. Rahat bir uçuştan sonra pasaport kontrolü sırasında, Viyana’da check-in sürecinde yaşadıklarımızı göz önünde tutarak ülkeye girişimizin biraz vakit alacağını düşünürken sıra bize geldi ve ilk şaşkınlığımızı yaşadık. Polis bize çok temiz bir Türkçe ile nereye gideceğimizi sordu. Kendisinin Türkiye yahudisi olduğuna şüphem bile yok. Daha sonra bizim ve şoförün haricinde tamamı Ortodoks hristiyanı Ruslar ile dolu olan bir minibüsle Tel Aviv’den Kudüs’e doğru yola çıktık. Hotele vardığımızda saat çok geçti ve sabırsızlıkla sabah olmasını bekliyorduk.

Eski Kudüs yahudi, hristiyan ve müslümanlara ev sahipliği yapıyor fakat Kudüs’e bir bütün olarak bakarsak iki uluslu bir şehir: İsrailliler ve Araplar. Evet, inançların iç içe geçtiği bir yer Kudüs ama toplumlar birbirinden çok ayrılar. Bu hem eski Kudüs için hem de modern Kudüs için aynı. Yahudi bölgesinde Araplara, Arap bölgesinde ise yahudilere denk gelmeniz çok istisnai bir durum. Tabi bu bölgelerin kesiştiği yerler hariç. Bu durum gelişmişlik düzeylerinde de var. Arap müslümanlar diğer halklara kıyasla daha fakirler. Mesken olarak, hem yeni hem de eski Kudüs’te en pis yerler ne yazık ki Arapların bölgeleriydi. Belediye hizmetlerinde bir ayrımcılık var mı bilmiyorum, fakat ne olursa olsun sokaklar poşet ve kutular bu derece sokaklara atılmamalıydı. Aynı düzensizlik Arapların restorantları ve kafelerinde de söz konusuydu. Bu koşullar altında onlar nasıl turizm geliri elde edilebilir ki?

Kudüs güvenli mi? Büyük çaplı bir olaya denk gelmeseniz bile şehirdeki tansiyonu hemen fark ediyorsunuz. Gerçekten de bu şehri yönetmek çok zor olsa gerek. Şehrin her yerinde gencecik İsrail askerleri nöbet tutuyorlar. Biz şehri dolaşmaya Cuma günü başladık. Hem hristiyanlar, hem yahudiler hem de müslümanlar için önemli olan bu günde eski Kudüs’te karmaşa, bağrışmalar, ibadet için yer kapma yarışları hakimdi. Daracık Kudüs sokaklarına giriş kısıtlamaları vardı. Örneğin, Mescidi Aksa’ya Cuma namazı kılmak isteyen müslümanların kullandığı sokaklar belli bir saat aralığında diğer dinin mensuplarına kapalıydı. hristiyanların haç yoluna (hristiyan inancına göre İsa peygamberin çarmığa gerildiği ve yürütüldüğü yol)  yahudilerin girişi yasaklanmıştı. Yoğunluktan dolayı askerler yayalar için trafik polisliği yapıyorlardı. Çarpraz sokaklarda geçişleri engellememek için yaya yürüyüşlerini kısıtlıyorlar ve bu sokakta yürümek için bile sırada beklemek anlamına geliyordu. İlk gün yolda yürürken sık sık durdurulup “bu sokağa giremezsin, burası sadece hristiyanlar için”, “bu sokak sadece müslümanlara açık” diye uyarılara muhatap olduk. Renkli göz ve açık tenli biri olmamız aslında askerlerin işini zora sokuyordu. Bizim hangi dine mensup olduğumuzu anlamaları onlar için çok zordu. Aynı şey Araplar için de geçerliydi.

Üzülerek belirtmeliyim ki, Kudüs’te beni rahatsız eden şeylerin çoğunluğu müslüman bölgelerden geldi. Anlam veremediğim şekilde, müslümanlar için kutsal olan yerlere sadece müslümanların girişine izin veriliyor. Haftanın belli günleri ve saatlerinde bunun istisnaları olduğu söylense de bu durumu değiştirmiyor. Yahudiler ve hristiyanlar için kutsal olan yerlere girerken kısıtlamalarla karşılaşmadım. Fakat, Kubbetüs Sahra ve Mescidi Aksa’nın olduğu alana girerken size Araplar tarafından önce dininiz sorulur. Sadece müslümansanız girebilirsiniz. Daha da rahatsız edici olan şey, eğer Araplara benzemiyorsanız bu alana girdikten sonra da defalarca size müslüman olup olmadığınız sorulur. Bu soruyu Arapça sormaları da hayret ettiğim diğer bir şey. Arapça bilmeyen biri müslüman olamaz mı? Buraya sadece müslümanların girebiliyor olmasının haksız olduğunu düşünmenin yanı sıra müslümanlığı kanıtlama prosedürlerinin de saçma olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de doğmuş büyümüş ama müslüman olmayan biri rahatlıkla besmele çekebilirken Müslümanlığa geçen bir Fransız vatandaşını düşünün.

Eğer Arapların taksisine biniyorsanız, Arapların işlettiği bir kafeye oturuyorsanız ve hatta sokakta su alıyorsanız ve müslüman değilseniz sizden daha fazla ücret istenmesi çok olası. Bunu biz daha sonra öğrendik. Özellikle görünüşümüzden dolayı Araplar bizi haç görevine gelen hristiyan olduğumuzu düşünüp biz farkında olmadan bizden fazla para alıyorlardı. Bir keresinde tezgahtan su alırken biraz önce muhabbet ettiğim bir Filistinlinin tüccara “bunlar müslüman” dediğini fark ettim. Aynı şey bir kafede de başımıza geldi. Giriş bedeli olmayan bazı tarihi yerlere girişlerde, görevli dahi olmayan Araplar para isteyebiliyorlar. Hz. Ömer’in açtığı bir mescide girmek istediğimizde bu bizim başımıza geldi.

Tayyip Erdoğan’dan olsa gerek, Kudüs’te Türklere karşı bir sevgi gösteri var. Kubbetüs Sahra alanında dolaşırken iki Arap kadın yanımıza gelerek Türk olup olmadığımızı sordu. Biz evet yanıtını verdikten sonra güldüler ve “Erdoğan, Erdoğan” diyerek yavaş adımlarla uzaklaştılar. Kudüs’te tabelalarda üç dil var: İbranice, Arapça ve İngilizce. Fakat bazen Türkçe yön tabelasına da denk geldik. Sanırım, Kudüs’teki Müslümanlar için kutsal olan bölgeleri Araplardan sonra en çok ziyaret eden millet Türkler. Hem İsrailli askerler hem de Arap görevliler müslüman olup olmadığımızı sorduklarında ve bizden müslüman olduğumuzun cevabını aldıklarında ikinci soru hep “Türk müsün?” olmuştur. Kubbetüs Sahra alanına girerken kapıdaki Arap görevli de aynı soruyu sormuş ve sonrasında “hoş geldiniz; sizi burada görmek çok güzel” diye dostane bir şekilde karşılamıştı. Yine aynı gün, içerideki Arap görevlilerinden birkaçı uzaktan “merhaba arkadaş” diye seslenerek bizim Türk olduğumuzdan nasıl da emin olduklarını göstermişlerdi. Çarşıda dolaşırken Türk dizi reklamlarını görmek mümkün.

Mescidi Aksa’da dikkatimi iki şey dikkatimi çok çekti. Daha önce hiçbir camide görmediğim kadar Kuran okuma kültürü ile karşılaştım. Birçok kişi köşesine çekilmiş, kendi halinde Kuran okuyordu. Özellikle camiye gittiğim gün Cuma değildi. Diğer bir şey ise, kadınların cami ziyaretinde ve görevlerinde aktif olmasıydı. Camilerde muhabbet eden kadınlı erkekli gruplara denk gelmek mümkün. Kadınlar camide namaz kılıyorlardı. Caminin bazı bölümlerinde kadın görevliler vardı. Kadınların da camilerde ibadet etmelerinin ve hatta görev almalarının hak olduğuna inanan biri olarak bu benim için çok keyif verici oldu. Düşünsenize, kadınlar ve erkeklerin beraber namaz kıldığı bir ibadethanede bir kadın görevli! Buradaki Araplarda bir Bedevi kültürü yok. Kadınlar tamamen toplumdan soyutlanmamış durumda; başörtüsü takmak zorunda değiller.

Daha önce de belirttiğim gibi, Kudüs’e gittiğiniz zaman tüm dinler için kutsal olan yerleri dolaşın. Yahudilerin ibadethanelerine girdiğinizde sizden en çok talep edilen şey saygı. Gülüşmek, muhabbet etmek, yüksek sesle konuşmak hiç iyi karşılanmıyor. İbadethanelere girişte size dininiz sorulmuyor fakat herkesin kippa takması zorunlu. Çok sert bir kadın erkek ayırımı var. Değil aynı yerde ibadet etmek, aynı yerde bulunmak bile mümkün değil. Ağlama duvarına bakıldığında bile kadınlara ayrılan ibadet yeri erkeklere ayrılan yerden çok daha küçük.  Ortodoks yahudileri, kadınların ağlama duvarına  girişinin yasaklanmasını istiyorlar.

Yahudilerin ibadethanelerinin kimisinde, örneğin Davud’un mezarında, ibadetlerinin yoğunluğu nefesinizi kesebilir. Biz kesinlikle saygısızca bir davranışa maruz kalmadık, ama ibadetlerine o kadar konsantre olmuşlardı ki “acaba onları rahatsız ediyor muyuz?” düşüncesinde boğulmuş ve ibadethanelerinden çıkmıştık. Yahudiler için önemli yerleri dolaşırken kendinizi bir anda özel mülkte bulabilirsiniz. Kardeşimle kendimizi kaptırmış bir şekilde yürüyor ve levhaları takip ediyorduk ki kafamızı kaldırdığımızda Yahudi ailelerin kaldığı bahçeli mülkte, dini kıyafetler içerisinde bir yahudinin bizim ne yaptığımızı anlamaya çalışan bir bakışla bize baktığını fark ettik. Mahçup bir şekilde kendisine aradığımız yeri ve burasının özel mülk olup olmadığını sorduk. Bulunduğumuz yerin özel bir mülk olduğunu ama aradığımız yerin de burada bulunduğunu; yine de bunun problem olacağını düşünmediğini söyledi. Böylece on beş dakikalık bir muhabbetimiz başlamış oldu. Kendisi Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmiş bir arkeolog olduğunu ve araştırma için belli bir müddet daha orada bulanacağını söyledi. Daha sonra 17-18 yaşlarında yine dini kıyafetler giymiş ve faullerini uzatmış başka bir Yahudi daha yanımıza geldi ve hoş geldiniz diyerek elimizi sıktı ve muhabbete katıldı. Dürüst olmak gerekirse nereli olduğumuzu ve inancımızı sorduğunda cevap vermek için duraksadım. Avusturya’lıyım desem soykırımdan dolayı; Türküm desem ise son dönemdeki politik gerilimden dolayı ön yargılı olabilirdi. Kısa ama güzel ve kibar bir sohbetti. Zeytin Dağı eteklerinde yer alan bazı yerleri ziyaret etmeyi niyetlendik ama buraların Yahudilere ait özel mülkiyetler olduğunu öğrenince vazgeçtik.

İsrail’de yahudilerin kendi arasında bir kavgaya denk gelirseniz şaşırmayın. Diğer dinlerdekine benzer şekilde onlarda da mezhep ayırımı var ve aralarında askerlik, kadınların ibadetleri ve daha birçok konuda tartışmaları mevcut. Bu sokağa da yanıyor doğal olarak. Çile Yolu’na (Hristiyanlar için haç ibadeti)  girmek isteyen ortodoks yahudileri ile İsrailli bir genç kız asker arasında kavgaya tanık olduk. Bir keresinde de Eski Kudüs’e giden ve yahudilerin olduğu bir otobüsteki yolcular ile polis arasında tartışma çıktı.

Mezhep ayrılığının en belirgin olduğu yer ise Hristiyan Mahallesi. Tarih seven insanlar Kudüs’te hristiyan mezheplerinin nasıl kavga ettiğini bilirler. Bir çekişmeyle karşılaşmamış olsam da bu problemlerin bugün de devam ettiğini tahmin ediyorum. Aynı mezhebin kiliseleri bile milletsel olarak ayrılmıştı. Ortodoks Arap Kilisesi, Ortodoks Ermeni Kilisesi, Ortodoks Rum Kilisesi, vb. Aynı millete ait olup mezhepsel olarak ayrı olan kiliseler de vardı. Örneğin, Ortodoks Ermeni Kilisesi, Katolik Ermeni Kilisesi. Ait olduğu mezhebi ve milleti farklı da olsa her bir kilisenin büyük önemi var. En önemli kiliseler hristiyanların haç ibadetlerini yerine getirdikleri Çile Yolu istikametinde kurulmuş. Ama bununla sınırlı değil. Örneğin, Zeytin Dağı’nın hemen aşağısında Hz. İsa’nın hapis tutulduğuna inanılan yerde bir kilise var. Oraya çok yakın yerde Hz. Meryem’in mezarının olduğuna inanılan yere başka bir kilise yapılmış.

Hristiyanlar için dini bayram olduğu için kiliselere girmek çok ama çok zordu. Haç ibadeti için Afrika’dan gelmiş olan hristiyanlar Kudüs sokaklarında çok farklı bir şekilde ibadet ediyorlardı. İçimdeki en büyük uhdelerden biri hristiyanlar için kutsal olan bu yerlerde dilediğim gibi vakit geçirememiş olmamdır. Kudüs’teki ibadethanelere ve tarihi yerlerin hepsine (hangi dinin olursa olsun) girebilmek mümkün olmayabilir. Bazen ibadet nedeniyle kapalı oluyorlar. Çile Yolu’nu üzerindeki en önemli bir Ermeni Kilisesine girmek istedik ama oradaki görevli kilisenin kapalı olduğunu söyledi. Planda nasıl bir değişiklik yapacağımızı düşünürken bazı insanların kiliseye alındığını gördüm ve görevliye istemdışı bir şekilde (sıcaklığın ve karmaşanın da etkisiyle) biraz agresif bir şekilde bunun nedeni sordum. Daha sonra ibadete giden bir Ermeni bizi buyur etti. Görevli çok karşı çıksa da “problem yok, ne yapıyorsun?” der gibi hareketlerle bir şeyler söyledi ve bizi kiliseye aldı. Biz otururken yanımıza geldi ve birazdan ibadet edileceğini, dini bayramları olduğunu be turistik ziyaretlerin buna engel olduğunu belirtti. Aslında bu kabul edilebilir bir şeydi. Keşke görevli basit bir şekilde “girmek yasak” diyeceğine bir iki cümleyle açıklama yapsaydı. Önemli bir hristiyan bayramında bir Ermeni kilisesindeki ibadete tanıklık etmek ayrıcalıklıydı. Kilisedeki bir çok kişinin Ermeni olduğunu fark etmek çok zor değil. Bize benziyorlar. Kudüs’te Ermeni restorantların menüsüne baktığınızda dolma ve kebap görebilirsiniz. Keşke bugün her şey daha barışçıl olsaydı.

Hristiyan mahallelerinde dolaşırken, oradaki Ermeni Kiliseleri ve Ermeni nüfusunun etkisinden dolayı sokaklarda Ermenilerin soykırım iddialarını gösteren afişleri görmemek neredeyse imkansız.  Yine de, Kudüs’te Türk olduğunuzu öğrenen Ermenilerin size dostane davrandıklarını okumuştum. Çok istememe rağmen bir öğün yemeği için hristiyan mahallesine denk getiremediğimiz için Ermeni restoranında yemek yiyemedim. Fakat, daha sonra gelmek için plan yaptığım bir restoranın menüsünü incelerden “Turkish” ibarelerine denk geldim. Hatta, işletmecisinin Ermeni olduğu bir “Turkish Bath” (hamam) bile gördüm. Bu gözlemlerin Ermenilerin dostane davranışlarının olduğuna inanmanı sağladı.

İzlenimlerimi genel olarak sizinle paylaştım. Umarım beğenmişsinizdir. Daha sonra, Kudüs’teki bazı önemli yerleri ve bu yerler ile ilgili notlarımı sizinle paylaşacağım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s